30 Haziran 2010 Çarşamba

Son Citizen: David Silva


Roberto Mancin'nin yeni sezon için ikinci transferi Valencia'dan David Silva oldu. Sezonun ilk transferi Boateng kardeşlerden Almanya Milli Takım forması giyen Boateng olmuştu. Manchester City, bol keseden dağıtmaya devam ediyor. Boateng için Hamburg'a 12.5 milyon pound, David Silva içinde Valencia'ya 30 milyon pound ödeyecekler. İspanya gibi dünya kupasında iddaalı bir takımda for giyen bu kalitede bir oyuncuyu turnuva oynanırken transfer etmek çokta kolay olmasa gerek. Bu transferin gerçekleşmesinde Valencia'nın içinde bulunduğu ekonomik durumda etkili olmuştur elbette. Silva, Manchester City için pekte iç açıcı konuşmayıp, Chelsea'yi öven açıklamalarından sonra Manchester City'e transfer olmayacağını düşünüyordum. Manchester City'e giden oyuncuların kariyer planlamalarından şüphe ediyorum. David Silva seviyesinde oyuncuların daha mantıklı tercihler yapması gerekir. David Silva'nın Premier League kariyerinin kupasız kapanması çokta düşük ihtimal değil gibi. Silva'nın fizik özelliklerinden (170 cm boyla) ötürü devasa stoperlerin ve fiziksel mücadelenini üst seviyede olduğu Premier League'de epey zorlanacağı düşünenlerdenim. Önümüzdeki günlerde David Silva'yı takiben Manchester'ın mavi yakasının bir diğer yeni sakini ise Barcelona'dan Yaya Toure olacak gibi.

Valencia'da içinde bulunduğu dar boğazdan yıldızlarını birer birer satarak çıkmaya çalışıyor. David Villa ve David Silva'nın takımdan ayrılacağı günler yakındı, Juan Mata'da gidenler arasına katılacak gibi. Valencia büyük isimlerini kaybederken, yerlerine takviye yapmayı ihmal etmiyor ama takımın genel kalite seviyesi epey düştü. Emekli olan Baraja yerine Mehmet Topal'ı, David Villa yerine Getafe'den Soldado'yu aldılar. Mata ve David Silva'nın yokluğunu mevcut isimlerle doldurmaya çalışacaklar sanırım. Bir türlü istenilen performansı veremeyen Joaquin ve vitrinden düşen Vicente, Valencia'nın yeni kanat oyuncuları olacaktır. Bu arada Bayern Münih'de gözden düşen, Roma'da Adriano'nun gelmesiyle barınamayan Luca Toni'de Genoa yolcusu...

Adios Amigos


Saçma sapan şutlarını, yere balıklama atlayışlarını, sinir bozucu sırıtışını bir süre göremeyecek olmaktan gayet mutluyum. Bu gece ne Portekiz ne de Ronaldo beni yanıltmadı. Queiroz, İspanyolları durdurmak için elindeki tüm stoperleri sahaya sürmüş. Katalanlar, Villa performansını izledikçe daha da keyifleniyorlardır her maç sonrası. Bu arada Sergio Ramos'un kaç ciğeri var merak ettim doğrusu. Bizler bu ülkede Sabri'ye sırf koşuyor diye futbolcu titrini yakıştırıyoruz, peki o zaman 90 dakika sağ kulvarda tek başına gidip gelen Sergio Ramos hangi mesleği icra etmekte acaba?

27 Haziran 2010 Pazar

K.O


"Soccer is a game for 22 people that run around, play the ball, and one referee who makes a slew of mistakes, and in the end Germany always wins."







Bu maçtan sonra Gary Lineker'in kulakları epey bir çınlamıştır. Maçın böyle bir skorla biteceğini Almanlar bile tahmin etmiyordu sanırım. İngilizler tam bir hayalkırıklığıydı. İlk yarıda Lampard'ın çizgiyi geçen şutunu yan hakem görebilseydi senaryo ne kadar farklı olurdu bilemeyiz ama İngilizler bu oyun ve özellikle defans ile attıklarından fazla yerlerdi gibi. Tarihlerinin en farklı Almanya hezimetinden sonra Ashley Cole, Terry, Gerrard, Lampard ve Ferdinand için dünya kupası kazanma rüyası sona vermiştir. Önümüzdeki turnuvada Rooney önderliğinde İngiltere Milli Takımının bir başka dünya kupası serüveninde görüşmek üzere...

24 Haziran 2010 Perşembe

Orda Bir Mesut Var Uzakta...


Bende Mesut Oezil'in futbol yeteneğini tartışma konusu yapmam.

22 Haziran 2010 Salı

Neill ve Marquez'li Hucüm Hattı


West Ham United'dan ayrılıp serbest kaldığı zaman epey bir umutlanmıştım Lucas Neill'in Galatasaray'a transferinden. Bu transfer geçtiğimiz sezon başında değil de devre arasında gerçekleşmişti. Avustralya Milli Takım kaptanı kalite ve performans açısından bakıldığında, Galatasaray'ın son zamanlarda gerçekleştirdiği en başarılı transferdi. Şimdi aynı düşüncelere Rafael Marquez için sahibim. Meksikalı sporcunun performansı her zaman beğenmişimdir, zaten dünya kupasında ortaya koyduğu performansta şaşırtıcı olmadı. Meksika daha üst turlara ilerlerse Marquez'in taliplileri de artacaktır ve Galatasaray'ın işi daha da zorlaşacaktır eminim. Türkiye ligi için stoper hattını iki yabancı stoper ile kurmak kaleyi yerli bir kaleciye teslim etmek anlamına gelebilir. Şu an ki tablo ile de Galatasaray'ın bir başka 7-8 milyan avroluk transferi kaldırabileceğini düşünmediğimden ötürü yeni sezonda benim gönlümden geçen ilk isim Marquez'dir. Neill-Marquez ikilisinin, ligimizdeki birçok forvet ikilisinden daha teknik bir ikili olacağı aşikardır.

21 Haziran 2010 Pazartesi

New York, I Love You


Bu aralar epeydir izlemeyi ertelediğim filmleri birer birer izlemeye çalışıyorum. İzlenecekler listesinin başında da dost tavsiyeleri ve Fatih Akın'ın bir şekilde parmağının bulunduğu filmler yer alıyor. Genelde bu kadar kaliteli isimlerin yer aldığı projeler hayalkırıklığı yaratsa da New York I Love You'da kısa kısa hikayeler sayesinde sıkılmadan bir sürü farklı senaryoya eşlik ediyorsunuz. Uğur Yücel'i bir kenara koyarsak hangi hikayede Fatih Akın'ın imzası olduğunu tahmin etmek benim için çok zor olmadı. Natalie Portman ikinci yönetmenlik denemesini bu filmde yapmış. Natalie Portman ve Brett Ratner'ın yönettiği bölümlerin konusu, Jiang Wen ve Yvan Attal'ın yönettiği bölümlerdeki diyaloglar (özellikle Etan Hawke-Maggie Q ve Andy Garcia-Hayden Christensen arasında) etkileyici. Herkese iyi seyirler...

And The Oscar Goes to ....


Geride bıraktığımız sezonda bir çok kere bu tarz sahnelere tanık olduk. Sahnelerin hemen hemen hepsinin baş aktörü Abdul Kader Keita idi. Keita, birkaç dakika önce darbe aldığı rakibine birkaç dakika sonra acımasızca dirseği yapıştıracak, yumruk atacak kadar bu oyunu sevmiyor bence. Eriksson, Keita'ya ne taktik verdi bilmiyorum ama Keita sanki sahada sırf bir Brezilyalı oyuncuyu, özellikle Kaka'yı, attırmak için uğraşıyordu. Keita takımı lehine skoru değiştirmede başarılı olamadı ama Kaka'nın kırmızı kart görmesini sağladı. Ne yazık ki dünya kupası maçında iki Galatasaraylı oyuncunun forma giymesinin mutluluğunu yaşamak yerine Keita'nın kısa filminin utancına tanık oldum. Michael Bastos'a bir pozisyonda yaptığı hareketi birileri Keita'ya yapmış olsa eminim saatlerce yerde kıvranırdı. Keşke mevcut yönetimde birileri nasıl bir oyuncuya sahip olduklarının farkında olup o formaya yakışmayan bu isme gereken uyarılarda bulunsa ya da kapı dışarı etse. Fildişi Sahili Milli Takımı, Bugün Portekiz'in Kuzey Kore'ye yedi atmasının ardından büyük ihtimalle bavullarını toplamaya başlamıştır ve ne yazık ki Keita'da en iyi oyuncu oskarı ile yeni sezon hazırlıklarına Florya'da start verir.

Panini South Africa 2010


Panini'nin çıkartmaları toplamaya baş tam net hatırlayamasam da sanırım 96 yılıydı. O zaman alınan her kolaya bir etiket veriyorlardı ve kitapcığım olmadığı için etiketleri oraya buraya yapıştırıyordum. 2006 Dünya Kupası albümümü tamamlayamamıştım, Euro 2008'de epey uğraşıp tüm albümü tamamladım, 2010 Dünka Kupası albümüne ise hiç girmeyi düşünmüyordum ama sağolsun bir arkadaşım hafiften zehri vermesiyle kendimi albüm alırken buldum. Birkaç arkadaşım dalga geçse de bu sefer de gayet iddalı ve hırslıyım albümü tamamlamada. Takım kadroları şubat ayına göre oluşturduğu için kadrolarda yer almayan kimi oyuncular olabiliyor. Umarım en kısa zamanda ikinci tamamlanmış albümüme kavuşurum.

The Dog Problem


Uzun zamandır buraya uğramıyordum, bu filmi izledikten sonra içimdeki birşeyler yazma isteği tekrar canlandı. Ayrıca çok yakın bir dostumun köpeği Ulver (kendisi alman kurdu olup blog sayfasında sağ sütunda yer almaktadır) ile geçirdiğim onca vakitten sonra aklımın bir köşesinde olan köpek sahibi olma arzusunu da biran önce gerçekleştirmem gerektiğini hatırladım.

Hollywood romantik komedilerine mesafeli olduğum için The Dog Problem'ı izlemeye karar verirken tereddütlüydüm. Bu filmi Heaven'daki performansıyla sevdiğim aktörler arasına giren, Lost In Translation'da umursamaz sevgiliyi canlandıran Giovanni Ribisi ve biraz da Dexter'dan tanıdığımız Jennifer Carpenter hatrına listeme almıştım. Her ne kadar Jennifer Carpenter'ın rolü tek sahnelik olsa da Giovanni Ribisi yine beğenimi topladı. The Dog Problem beklediğimden de keyifli ve etkileyici çıktı. Filmin yönetmenliğini filmde de rol alan Scott Caan yapmış. Herkese iyi seyirler...
 
Site Meter