24 Eylül 2010 Cuma

32


Nice sampiyonluklara Oz Büyücüsü...

20 Eylül 2010 Pazartesi

90 Dakika + Bir Sut = 3 Puan


Her macta ekran karsisina yeni bir umutla gecip, yine ayni futbolu izledikten sonra önemli olan aslinda kötü oynarken de üc puan alabilmek oldugu fikriyle avunup durur oldum. Sahadaki isimlere bakarak, hele ki hücum oyuncularina, macin rahat gececegini düsünmek hayalden öteye gecemiyor Galatasaray maclari icin. Su an icin tek teselli Misimovic'in Bundesliga performansina biran önce cikmasi ve kaptan Arda'nin da takima dahil olacak olmasi. Bucaspor macinin son dakikalarinda daha önce hic rastlamadigim bir manzara ile karsilastim. Sari kirmizili oyuncular uzatma dakikalarini rakip takimin kose gönderinin orda eritmek icin cabaliyorlardi. Galatasaray oyuncularin bu tarz islere ihticay duymasini hic yakistiramadim. Karpaty macinin son saniyelerinde skor avantajini koruyamayan ekip Bucaspor karsinda duraklamarilari kazasiz atlatinca sahadan üc puanla ayrildi, ama bu sekilde bir sezon gecmez. Bu arada Sivas'ta lailaheillahla ile takimi motive eden Bülent Uygun'un Izmir'de isi hicte kolay gözükmüyor.

Nasip Olmaz Herkese


Hidayet gecen sene verdigi karar ile kariyerini ne kadar düsüse gecirdiyse de, bu sene Phoenix Suns'a takas olarak bir o kadar isabetli bir tercihe imza atti. NBA kariyerinin son yillarini Nash ile birlikte gecirecek olmasi Hedo icin cok büyük bir firsat. Kariyeri duraklama veye bitme asamasina gelmis bircok oyuncuyu tekrar hayata döndürmüs biri olarak Nash'in Hedo'nun üsütndeki etkisi olumlu olacaktir. Umarim Hedo'da bu firsati iyi degerlendirir.

27 Temmuz 2010 Salı

Fair-Play Lütfen


UEFA Avrupa Ligi'ne katılma hakkı elinden alınıp Villarreal'e verilen Mallorcalı futbolcular Feyenoord ile oynadıkları hazırlık maçı öncesi UEFA'yı protesto etmeyi unutmadılar.

25 Temmuz 2010 Pazar

Ayrılık da Sevdaya Dahildir


Ben dün gece İstanbul'daki dostlarımla vedalaşırken bu güzel adam da 15 yıldır formasını giydiği Real Madrid'e veda etti. Ayrılıklar her zaman hüzün dolu olur ama ayrılıkların da sevdaya dahil olduğunu unutmamak gerekir. Umarım Guti'nin o güzel ara paslarını, sanatçı edasıyla yeşil sahada yaptıklarını bu ülke topraklarında da canlı canlı izleriz...

16 Temmuz 2010 Cuma

12 Temmuz 2010 Pazartesi


2010 Dünya Şampiyonu İSPANYA !!!

9 Temmuz 2010 Cuma

Yarasaların Arasında Bir Örümcek Adam


Bugün Valencia kulübü yeni transferlerinden Mehmet Topal'ı basına tanıtı. Mehmet Topal'ın transferi bundan sonra oyuncularımız ve kulüplerimiz için bir dönüm noktası olacaktır. İspanya'nın Barcelona ve Real Madrid'in ardından üçüncü büyük olarak sayabilceğimiz Valencia'nın bonservis bedeli ödeyerek yaptığı bu transfer bu topraklardan yapılmış en büyük transferdir bana göre. Mehmet Topal için Galatasaray sonrası Valencia bence çok doğru bir tercihtir.

Emre Belözoğlu'nun zamanında plansız programsız yaptığı tercihlerin (Inter ve Newcastle United) bir oyuncunun kariyerini nasıl etkileyebileceğini görmüştük. Arif Erdem'in lahcamun hasretine yenik düştüğü İspanya'da Nihat Kahveci sonrası Mehmet Topal'ın da gayet başarılı olacağına inanıyorum. İspanya'daki futbol yaşantısı için Nihat'ın tecrübelerinden faydalanadabilir. Basın toplantısında da bu konuda ne kadar bilinçli olduğunu gösterdi ve en kısa zamanda ispanyolca öğreneceğini söyledi. Geçtiğimiz sezonun ardından futbola veda eden Baraja'nın yerini doldurmak için mücadele edecek Örümcek Adam'ın İspanya kariyerini Barcelona, Mourinho kapışmasının yanında heyecanla takip edeceğim.

Yok Artık Miami Heat


NBA'de son yıllardaki Los Angeles Lakers hanedanlığı diğer takımların kadrolarını oluşturmasına büyük etki yapmaya başladı. İddaalı takımların birçoğu yeni sezona başlarken nasıl başarılı oluruzdan öte Lakers'ı nasıl durduruz planları yaparak giriyorlar.

Boston Celtics'in üç all-star oyuncuyu aynı forma altında biraraya getirip şampiyonluk yüzüğünü takmasından sonra Miami Heat işi bir adım öteye götürdü ve NBA sayı krallığında ilk onunda bulunan üç oyuncuyu kadrosuna kattı. Wade, biten sözleşmesini uzatırken, ilk transfer hamlesi Chris Bosh ile geldi. Bana göre bu hamle Lebron James'in de tercihini büyük oranda etkiledi. Asıl bomba ise dün gece patladı ve LeBron James önümüzdeki yıldan itibaren Heat forması giyeceğini açıkladı. Bu açıklama sonrası Florida'da 6 numaralı LeBron James formalı piyasaya sürülürken, Cleveland'da ise 23 numaralı formalar ateşe verildi.

Miami Heat, Dwayne Wade, Chris Bosh ve LeBron James üçlüsü ile doğu konferansının açık ara en iddaalı ekibi olurken NBA şampiyonluğu içinde Lakers'a ne kadar istekli olduğunu göstermiş oldu. Boston Celtics üçlüsüne göre yaşça genç olmaları çok büyük bir avantaj. Böyle sansasyonel isimleri bir araya getirdiğinizde herşey elbette toz pembe olmuyor. Hücumda topu elinde isteyen bu üç ismin, egolarından ne kadar fedakarlık yapacağı ve bu üçlünün etrafında hangi isimlerin olacağı Heat'in kaderini çizecektir. Bu üç ismi Heat forması altında gören Pat Riley'da bencteki yerini önümüzdeki sezon yerini alır.

Bu yaz transfer sezonun en umutlu takımı New York Knicks ise bu transfer sonrası süt dökmüş kedi gibi bakakalmıştır sanırım. Tüm planları LeBron James üzerine yapan Knicks, David Lee'yi de takımdan gönderdikten sonra elinde bir tek, ego konusunda LeBron ile kapışabilecek Amere Stoudemire kaldı. Pierce, Nowitzki, Joe Johnson gibi isimler kontratlarını uzatırken Boozer Chicago Bulls ile, Bosh ve LeBron'un Heat ile anlaşması sonrası albenisini yitiren free-agent havuzundan bakalım kimler Knicks forması giyecek.

Cengaver Cana


Flavio Conceicao, İnamoto, Ahmed Barusso, Linderoth gibi hayalkırıklıklarından sonra Galatasaray orta sahasının yeni savaşçısı Lorik Cana oldu. Mehmet Topal ve Keita'nın satışından sonra beklenen transfer hamlelerinin ilki en çok ihtiyaç duyulan bölgeye yapıldı. Cana'nın Sunderland'de geçirdiği geçen sezondan daha ziyade Marsilya'daki performansını izleme şansı bulmuştum. 90 dakika mücadele eden, formasının hakkını sonuna kadar veren agresif oyun tarzının getirisi olarakda sıkça kart görmesi dezavantaj gibi görünse de Galatasaray'ın iskeletini oluştururken bu tarz mücadeleci bir isme ihtiyacı vardı. Neill önünde Cana ile kurulmaya başlayan iskelet ilerde Baros ile bitiyor. Bu düzende iki boşluk var, kaleci ve Cana ile Baros arasındaki isim.

Türkiye Ligi'nde başarılı olmanın en basit formülü olan iyi bir kaleci, sağlam stoper ikilisi iskeletini kurmaktır. Bunun örneklerini defalarca gördük; Taffarel-Bülent-Popescu, Rüştü-Hogh-Uche, Mondragon-Song-Tomas, Cordoba-Zago-Ronaldo... Servet'inde bu sene kendini toparlamasını umarak ve iyi bir kaleci transferi ile Galatasaray bu iskelete sahip olabilir.

Mehmet Topal'dan gelen para belki kendisinden 3 yaş büyük olan başka bir isim için kullanıldı, ve Cana ismi birçok taraftarı tatmin etmemişte olabilir ama bundan önce gelen büyük isimlerin yarattığı hayal kırıklığı sonrası Cana'nın göstereceği performans için sabırlı olmak gerekir. Galatasaray'ın bu sene gerçekleşen transferlerininde Rijkaard'ın istekleri doğrultusunda yapıldığı düşünürsek geçen seneye göre bazı şeylerin farklı olacağını düşünmek mümkündür. Cana sonrası en çok gündeme gelen isim Monaco'dan Pino olsa da bu ismin Kallström olması dileğiyle...



Bülent Timurlenk: Lorik Cana: Savaşın Çocukları Savaşçı Olur

Bener Onar : Lorik Cana ve Hakemler

6 Temmuz 2010 Salı

Köyden İndim Şehre


NBA'de bu yaza damgasını free-agent konumundaki süper yıldızların hangi takıma gideceklerine dair haberler vuruyor. Bu seneki free-agent havuzunu ise birçok dev isim oluşturuyor; LeBron James, Dwayne Wade, Chris Bosh, Amare Stoudemire, Dirk Nowitzki, Joe Johnson, Carlos Boozer... Bu isimlerden Nowitzki ve Joe Johnson takımları ile tekrar anlaşmaya vardı. Bu yazın ilk flaş transferini ise, Amare Stoudemire'ı kadrosuna katan New York Knicks patlattı. Knicks, Stoudemire'a 5 yıl için 100 milyon dolar ödeyecek. Bu transferden sonra gözler Amare'nin yanına Knicks'e gelecek ikinci isme çevrildi. New York Knicks kadrosuna maksimum kontratlı bir oyuncu daha katma imkanına sahip. Forma numarasını otuz ikiden bire çeviren biri için New York Knicks tercihi beni pek şaşırtmadı. Phoenix Suns ile batı finalinden öteye gidemeyen Amare'nin New York Kincks'de de olası bir ikinci yıldız transferi olsa bile NBA finali görmesi çok zor bana göre. Ne York Knicks'in bana göre asıl sorunu iki maksimum kontratlı oyuncunun etrafındaki isimler olacaktır. Amar'e Stoduemire'de kısa bir ayrılıktan sonra tekrar eski koçu Mike D'Antoni ile New York Knicks forması altında buluşmuş oldu. Amare'nin New York Knicks şapkası ile MAdison Square Garden önünde verdiği pozda tam köyden indim şehre pozu olmuş.

Bu transfer sonrası çehre değiştirecek bir diğer takım ise, NBA'de taraftarı olduğum Phoenix Suns. Amare'nin gidişi sonrası oluşan boşluğu nasıl dolduracakları burada çok önemli. Zaten her daim pota altında sıkıntı yaşayan Suns'ın Amare kadar skorer bir pota altı oyuncusu bulması çok zor. Bu ayrılık ile belki hep yumuşak tarafı olan pota altı savunmasını sertleştirmek adına buna uygun isimlere yönelebilirler ki ilk transferleri free-agent Hakeem Warrick ile anlaşmak oldu. Nash'in varlığı ile Warrick'in istatisliklerini ikiye katlaması muhtemeldir ama Amare'nin boşluğunu bir tek Warrick ile doldurmaları imkansız. Nash'in de belki de son senesini oynadığı Suns'ı zor günler bekliyor.

Güzel Haber


Yukarıdaki resimde bulunan üç isimden soldaki gönderilmeye çalışıyor, ortadaki bugün itibariyle başka bir kulüpte forma giyecek, sağdakinin durumu ise belirsiz. İşte bu tablo Galatasaray'ın geçen seneki transferlerinde ne kadar başarısız olduğunun kanıtı. Sabah uyandığımda karşılaştığım ilk haber, Keita'nın Al Sadd kulübüne satılmış olduğudur. Keita'nın gidişine üzüldüm desem yalan söylemiş olurum. Hele ki aldığımızdan daha yüksek bir paraya sattığımızı duyunca daha da bir sevindim.

Abdul Kader Keita'nın geçen seneki istatisliklerine baktığımızda, sizi tatmin eden rakamlar ortada dolaşıyor (38 maç 10 Gol - 14 Asist) ama Keita gerek Süper Lig'de geçtiğimiz sezon ortaya koyduğu tiyatral ve şiddet içerikli hareketler, gerekse Dünya Kupası'ndaki oskarlık performansı ile Galatasaray formasını giymeye hak eden bir sporcu değildi.

Bu transferden sonra Dos Santos ve Kewell'ında önümüzdeki sezon takımda olmayacağını varsayarsak Elano'nun takımda ihtimali yükselmiştir bana göre. Keita'nın gidişinde beni sevindiren bir diğer nokta ise Galatasaray'ın herhangi bir maddi kayba uğramamış olmasıdır. Galatasaray, Keita ve Mehmet Topal transferleri ile de uzun zamandır yapamadığı, oyuncu transferinden de kaynak elde etmeyi bu sene yavaş yavaş başarmaya başlamıştır. Şampiyonlar Ligi'ne bu kadar zamandır uzaktan bakan Galatasaray'ın gelirlerini attırmak için daha da çok oyuncu satması gerekebilir.

Johan Neeskens


Ne kadar uğraşsamda videoyu buraya yükleyemedim ama futbolla hatta sporla uzaktan yakından ilgilenen herkesin bu videoyu izlemesini tavsiye ederim. NtvSpor'da yayınlandığına kaçırmıştım. Dünkü Spor Servisi programının kapanışında denk geldim. Uğur Vardan dünkü yazısının bir bölümünde bu klipten bahsetmiş. Bende onunla aynı duygular içindeyim, Galatasaraylı futbolcuların böyle bir isimle çalışabilme imkanı buldukları için kendilerini şanslı hissetmeleri gerek. Böyle bir değerin bu ülkede çalışıyor olup bizlerin farkına varamaması ne kadar üzücü. Keşke futbola, spora Neeskens'in dediği gibi "... ne de olsa insanız hepimiz" pencerisinden bakarsak birçok sorunun da üstesinden gelebiliriz gibi geliyor bana.

John Neeskens Klibi

30 Haziran 2010 Çarşamba

Son Citizen: David Silva


Roberto Mancin'nin yeni sezon için ikinci transferi Valencia'dan David Silva oldu. Sezonun ilk transferi Boateng kardeşlerden Almanya Milli Takım forması giyen Boateng olmuştu. Manchester City, bol keseden dağıtmaya devam ediyor. Boateng için Hamburg'a 12.5 milyon pound, David Silva içinde Valencia'ya 30 milyon pound ödeyecekler. İspanya gibi dünya kupasında iddaalı bir takımda for giyen bu kalitede bir oyuncuyu turnuva oynanırken transfer etmek çokta kolay olmasa gerek. Bu transferin gerçekleşmesinde Valencia'nın içinde bulunduğu ekonomik durumda etkili olmuştur elbette. Silva, Manchester City için pekte iç açıcı konuşmayıp, Chelsea'yi öven açıklamalarından sonra Manchester City'e transfer olmayacağını düşünüyordum. Manchester City'e giden oyuncuların kariyer planlamalarından şüphe ediyorum. David Silva seviyesinde oyuncuların daha mantıklı tercihler yapması gerekir. David Silva'nın Premier League kariyerinin kupasız kapanması çokta düşük ihtimal değil gibi. Silva'nın fizik özelliklerinden (170 cm boyla) ötürü devasa stoperlerin ve fiziksel mücadelenini üst seviyede olduğu Premier League'de epey zorlanacağı düşünenlerdenim. Önümüzdeki günlerde David Silva'yı takiben Manchester'ın mavi yakasının bir diğer yeni sakini ise Barcelona'dan Yaya Toure olacak gibi.

Valencia'da içinde bulunduğu dar boğazdan yıldızlarını birer birer satarak çıkmaya çalışıyor. David Villa ve David Silva'nın takımdan ayrılacağı günler yakındı, Juan Mata'da gidenler arasına katılacak gibi. Valencia büyük isimlerini kaybederken, yerlerine takviye yapmayı ihmal etmiyor ama takımın genel kalite seviyesi epey düştü. Emekli olan Baraja yerine Mehmet Topal'ı, David Villa yerine Getafe'den Soldado'yu aldılar. Mata ve David Silva'nın yokluğunu mevcut isimlerle doldurmaya çalışacaklar sanırım. Bir türlü istenilen performansı veremeyen Joaquin ve vitrinden düşen Vicente, Valencia'nın yeni kanat oyuncuları olacaktır. Bu arada Bayern Münih'de gözden düşen, Roma'da Adriano'nun gelmesiyle barınamayan Luca Toni'de Genoa yolcusu...

Adios Amigos


Saçma sapan şutlarını, yere balıklama atlayışlarını, sinir bozucu sırıtışını bir süre göremeyecek olmaktan gayet mutluyum. Bu gece ne Portekiz ne de Ronaldo beni yanıltmadı. Queiroz, İspanyolları durdurmak için elindeki tüm stoperleri sahaya sürmüş. Katalanlar, Villa performansını izledikçe daha da keyifleniyorlardır her maç sonrası. Bu arada Sergio Ramos'un kaç ciğeri var merak ettim doğrusu. Bizler bu ülkede Sabri'ye sırf koşuyor diye futbolcu titrini yakıştırıyoruz, peki o zaman 90 dakika sağ kulvarda tek başına gidip gelen Sergio Ramos hangi mesleği icra etmekte acaba?

27 Haziran 2010 Pazar

K.O


"Soccer is a game for 22 people that run around, play the ball, and one referee who makes a slew of mistakes, and in the end Germany always wins."







Bu maçtan sonra Gary Lineker'in kulakları epey bir çınlamıştır. Maçın böyle bir skorla biteceğini Almanlar bile tahmin etmiyordu sanırım. İngilizler tam bir hayalkırıklığıydı. İlk yarıda Lampard'ın çizgiyi geçen şutunu yan hakem görebilseydi senaryo ne kadar farklı olurdu bilemeyiz ama İngilizler bu oyun ve özellikle defans ile attıklarından fazla yerlerdi gibi. Tarihlerinin en farklı Almanya hezimetinden sonra Ashley Cole, Terry, Gerrard, Lampard ve Ferdinand için dünya kupası kazanma rüyası sona vermiştir. Önümüzdeki turnuvada Rooney önderliğinde İngiltere Milli Takımının bir başka dünya kupası serüveninde görüşmek üzere...

24 Haziran 2010 Perşembe

Orda Bir Mesut Var Uzakta...


Bende Mesut Oezil'in futbol yeteneğini tartışma konusu yapmam.

22 Haziran 2010 Salı

Neill ve Marquez'li Hucüm Hattı


West Ham United'dan ayrılıp serbest kaldığı zaman epey bir umutlanmıştım Lucas Neill'in Galatasaray'a transferinden. Bu transfer geçtiğimiz sezon başında değil de devre arasında gerçekleşmişti. Avustralya Milli Takım kaptanı kalite ve performans açısından bakıldığında, Galatasaray'ın son zamanlarda gerçekleştirdiği en başarılı transferdi. Şimdi aynı düşüncelere Rafael Marquez için sahibim. Meksikalı sporcunun performansı her zaman beğenmişimdir, zaten dünya kupasında ortaya koyduğu performansta şaşırtıcı olmadı. Meksika daha üst turlara ilerlerse Marquez'in taliplileri de artacaktır ve Galatasaray'ın işi daha da zorlaşacaktır eminim. Türkiye ligi için stoper hattını iki yabancı stoper ile kurmak kaleyi yerli bir kaleciye teslim etmek anlamına gelebilir. Şu an ki tablo ile de Galatasaray'ın bir başka 7-8 milyan avroluk transferi kaldırabileceğini düşünmediğimden ötürü yeni sezonda benim gönlümden geçen ilk isim Marquez'dir. Neill-Marquez ikilisinin, ligimizdeki birçok forvet ikilisinden daha teknik bir ikili olacağı aşikardır.

21 Haziran 2010 Pazartesi

New York, I Love You


Bu aralar epeydir izlemeyi ertelediğim filmleri birer birer izlemeye çalışıyorum. İzlenecekler listesinin başında da dost tavsiyeleri ve Fatih Akın'ın bir şekilde parmağının bulunduğu filmler yer alıyor. Genelde bu kadar kaliteli isimlerin yer aldığı projeler hayalkırıklığı yaratsa da New York I Love You'da kısa kısa hikayeler sayesinde sıkılmadan bir sürü farklı senaryoya eşlik ediyorsunuz. Uğur Yücel'i bir kenara koyarsak hangi hikayede Fatih Akın'ın imzası olduğunu tahmin etmek benim için çok zor olmadı. Natalie Portman ikinci yönetmenlik denemesini bu filmde yapmış. Natalie Portman ve Brett Ratner'ın yönettiği bölümlerin konusu, Jiang Wen ve Yvan Attal'ın yönettiği bölümlerdeki diyaloglar (özellikle Etan Hawke-Maggie Q ve Andy Garcia-Hayden Christensen arasında) etkileyici. Herkese iyi seyirler...

And The Oscar Goes to ....


Geride bıraktığımız sezonda bir çok kere bu tarz sahnelere tanık olduk. Sahnelerin hemen hemen hepsinin baş aktörü Abdul Kader Keita idi. Keita, birkaç dakika önce darbe aldığı rakibine birkaç dakika sonra acımasızca dirseği yapıştıracak, yumruk atacak kadar bu oyunu sevmiyor bence. Eriksson, Keita'ya ne taktik verdi bilmiyorum ama Keita sanki sahada sırf bir Brezilyalı oyuncuyu, özellikle Kaka'yı, attırmak için uğraşıyordu. Keita takımı lehine skoru değiştirmede başarılı olamadı ama Kaka'nın kırmızı kart görmesini sağladı. Ne yazık ki dünya kupası maçında iki Galatasaraylı oyuncunun forma giymesinin mutluluğunu yaşamak yerine Keita'nın kısa filminin utancına tanık oldum. Michael Bastos'a bir pozisyonda yaptığı hareketi birileri Keita'ya yapmış olsa eminim saatlerce yerde kıvranırdı. Keşke mevcut yönetimde birileri nasıl bir oyuncuya sahip olduklarının farkında olup o formaya yakışmayan bu isme gereken uyarılarda bulunsa ya da kapı dışarı etse. Fildişi Sahili Milli Takımı, Bugün Portekiz'in Kuzey Kore'ye yedi atmasının ardından büyük ihtimalle bavullarını toplamaya başlamıştır ve ne yazık ki Keita'da en iyi oyuncu oskarı ile yeni sezon hazırlıklarına Florya'da start verir.

Panini South Africa 2010


Panini'nin çıkartmaları toplamaya baş tam net hatırlayamasam da sanırım 96 yılıydı. O zaman alınan her kolaya bir etiket veriyorlardı ve kitapcığım olmadığı için etiketleri oraya buraya yapıştırıyordum. 2006 Dünya Kupası albümümü tamamlayamamıştım, Euro 2008'de epey uğraşıp tüm albümü tamamladım, 2010 Dünka Kupası albümüne ise hiç girmeyi düşünmüyordum ama sağolsun bir arkadaşım hafiften zehri vermesiyle kendimi albüm alırken buldum. Birkaç arkadaşım dalga geçse de bu sefer de gayet iddalı ve hırslıyım albümü tamamlamada. Takım kadroları şubat ayına göre oluşturduğu için kadrolarda yer almayan kimi oyuncular olabiliyor. Umarım en kısa zamanda ikinci tamamlanmış albümüme kavuşurum.

The Dog Problem


Uzun zamandır buraya uğramıyordum, bu filmi izledikten sonra içimdeki birşeyler yazma isteği tekrar canlandı. Ayrıca çok yakın bir dostumun köpeği Ulver (kendisi alman kurdu olup blog sayfasında sağ sütunda yer almaktadır) ile geçirdiğim onca vakitten sonra aklımın bir köşesinde olan köpek sahibi olma arzusunu da biran önce gerçekleştirmem gerektiğini hatırladım.

Hollywood romantik komedilerine mesafeli olduğum için The Dog Problem'ı izlemeye karar verirken tereddütlüydüm. Bu filmi Heaven'daki performansıyla sevdiğim aktörler arasına giren, Lost In Translation'da umursamaz sevgiliyi canlandıran Giovanni Ribisi ve biraz da Dexter'dan tanıdığımız Jennifer Carpenter hatrına listeme almıştım. Her ne kadar Jennifer Carpenter'ın rolü tek sahnelik olsa da Giovanni Ribisi yine beğenimi topladı. The Dog Problem beklediğimden de keyifli ve etkileyici çıktı. Filmin yönetmenliğini filmde de rol alan Scott Caan yapmış. Herkese iyi seyirler...

27 Mayıs 2010 Perşembe

Tuhaf İşler Kulübü


Hayalkırıklıklarıyla dolu bir sezonun ardından, mutlu olabilmek için Rijkaard'ın takımda kalması ve Neill'in varlığı, bir de uzun zamandan sonra oyuncu satabilmeyi başarmaktan başka sebebim yok. Önümüzdeki sezon açılışına kadar da olabildiğince transfer söylentilerine, asparagas haberlerden uzak durmaya çalışacağım.

Sıfır kupalı bir başka sezondan sonra, son yıllarda alıştığımız üzere Galatasaray yeni sezon hazırlıklarına hızlı başladı. Yaşanan gelişmelerden anladığımız üzere, bonservissiz oyuncu transfer etme mantalitesi hala devam etmekte. En azından geçen sezonun aksine (Gökhan Zan, Leo Franco) bu seneki tercihler (Mehmet Battal, Ali Turan, Serdar Özkan) biraz daha umut verici. Sezon biter bitmez gönderilecekler listesinin tepesinde yer alan Leo Franco'yu transfer eden zihniyete karşı taraftarlar umarım tepkisiz kalmazlar. Aynı şekilde "cam adam" Gökhan Zan transferi de arada kaynamaz.

Haldun Üstünel'in Kewell hakkında yaptığı açıklamalar ise kafalardaki soruların sayısını daha da arttırdı. Tüm sezon sabredip, sezon sonunda bu açıklamayı yapmak nasıl bir vizyon ister bilmiyorum. Kewell'ın kalmasını sadece taraftar baskısı sağladıysa, üzülerek söylemeliyim ki gitmesi daha faydalı olur iki taraf için de. Meira'nın satılıp takımın stopersiz bırakılmasından, sonra geçen sezon devre arasında Nonda'nın gönderilip forvetsiz kalınması bence Galatasaray'da bazı taşların yerine oturmadığını gösterir.

Nonda gitmezse herşey farklı olurdu ya da Kewell oynamayacaksa gitmeliydi tartışmaları yapmak şuan için çok geç olsa da, Üstünel'in açıklamaları gerçekten de şaşkınlık verici. UEFA kupasını kazanmış, takımın başında Rijkaard ve Neskeens gibi isimlerin olduğu bir kulüpte bu tarz gelişmelerin yaşanması zaten iyice azalan güzel günler yaşama umudunu bitirme aşamasına getiriyor.

Denizlispor'dan transfer edilen Çağlar Birinci her ne kadar ihtiyaç olunan bir bölgeye yapılmış transfer gibi gözükse de, bu transfer karşılığında Denizlispor'a bonservisleriyle gönderilen altyapıdan çıkmış dört oyuncu için, Murat Akça(19), Serdar Eylik(20), Semih Kaya(19) ve Erhan Şentürk(21) için Rijkaard ve Neskeens'in kararına güvenmekten başka alternatif göremiyorum, ki umarım bu kararı teknik heyet vermiştir. Altyapıdan bu kadar oyuncu çıkması sevindirici olsa da diğer tarafta da bu isimleri bolca etrafa dağıtmak kafaları karıştırıyor.

Futbolda bunlar yaşanırken, "skandal" bir sezonun ardından ligde kalmayı başaran takımın, hatta play-off'u bir galibiyetle kaçırdılar, en önemli yerli parçası olan Evren Büker'i Trabzonspor'a kaptıran erkek basketbol şubeside, futboldaki meslektaşlarını aratmıyorlar. Kadın basketbol takımında ise, Fenerbahçe'den ayrılışı olaylı olan,daha sonra Galatasaray'a geri dönen Zafer Kalaycıoğlu ile yollar ayrıldı. Fenerbahçe camiası ile bu kadar tartışmaya girip bu transferi gerçekleştirdikten sonra bu kadar kolay vazgeçilmesinin ardında umarım planlı programlı alınmış kararlar vardır. Bu kadar düşündürücü gelişmenin yanında hiç mi güzel gelişme yaşanmadı derseniz, Radoslav Rancik'in sözleşmesi 2 yıl daha uzatıldı ve Simone Agustus bu sene sarı kırmızılı forma ile tekrar izleme şansı bulacağız.

Beat L.A Again !!!


L.A Lakers - Phoenix Suns: 2-2
(Serinin 5. maçı bu gece saat 04.00 NTVSpor'da)

Not Defteri


Epeydir bir şeyler yazamadım, ama bu ara elimden geldiğince okumaya ve izlemeye çalıştım. Radikal'de Bağış Erten'in bugünki yazısını "Akil Adam doğulmaz, Akil Adam olunur" mümkünse gazetenin mürekkebi elinize bulaşacak şekilde okuyun. Gereksiz ve birbirinin aynısını sezon değerlendirmeleri yerine olaylara biraz farklı bakanlar için yol gösterici rehber niteliği taşıyacak bir yazı. Yeni keşfettiğim bloglar arasında olan Fever Pitch'de çok güzel İbrahin Altınsay ropörtajı okudum. Ropörtajı yapanın da, İbrahim Altınsay'ın da ağzına, ellerine sağlık. Altınsay'ın sadece futbola değil dünyaya bakışı gerçekten etkileyici ve şık. Milli takım hakkındaki görüşleri benim düşüncelerime tercüman olmuş. Ropörtajın birinci ve ikinci bölümü burada. Geride kalan sezonun ardından Galatasaray hakkında bişiler okumak isterseniz, Jesus Almeyda'nın "yaşlı ve sakat" Kewell için yazdığı yazıyı tavsiye ederim.

13 Mayıs 2010 Perşembe

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Moral Bozukluğu ve 31


Moral Bozukluğu ve 31, aynı evi paylaşan Kerem ile Ege'nin bir gece rüyalarında gördükleri Eros ile diyalogları sonrası biran önce birileriyle sevişmenin derdine düşmesini konu ediyor. İlk sevişmelerini yaşayamamanın getirdiği stres ev arkadaşlarına farklı deneyimler yaşattırıyor. Bir günde çekilen ve Cihangir'i mesken tutan filmde, Ozan Özcan'ın performansını çok beğendim. İsteyenler filmi kendi internet istesenden indirebilirler. (http://moralbozukluguve31.com/) Radikal'de Fatih Özgüven'in filmle ilgili yazısına da bu linkten ulaşabilirsiniz. İyi seyirler...

11 Mayıs 2010 Salı

Güle Güle


Galatasaray, Antalyaspor maçı ile bu seneki Ali Sami Yen defterini kaptırken, bu defteri öbür boyu kapatacak olan bir isim vardı o akşam sahada. Emre Aşık, sezon sonunda profesyonel futbol kariyerine son verecek. Bundan sonra hem milli takım hem de Galatasaray ne zaman ihtiyaç duyulsa hazır olucak bir isim bulması lazım. Galatasaray'ın Emre Aşık için de bir jubile düzenleyeceğini sanmıyorum, yine sessiz vedalardan birine şahit olucaz anlaşılan. Neyse biz büyüklerin işine karışmadan, tekrar Emre Aşık'a dönelim. Galatasaray'ın dışında Fenerbahçe, Beşiktaş formalarınıda giyen Emre Aşık, oynadığı her kulüpte benimsendi. Şu kulübünün formasını giymem ya da doğuştan şu takımlıyım demeçlerine hep mesafeli durduğu için görmüş olduğu bu saygıyı yine kendisi yaratmış oldu. Roma Olimpiyat Stadı'nda yaşananlar karşısında dayanamayıp italyan polisine gösterdiği tepki ise hala akıllarda. Güle güle "formanın hakkını veren adam" ...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

How Sweep It Is


Steve Nash iki sene önce kırık burunla yapamadığını bu sefer tek göz ile gerçekleştirdi. Eşleşme öncesi kimse Phoenix Suns'ın San Antonio Spurs'ü süpürebileceğini tahmin etmiyordu sanırım. Üçüncü maç sonrası taraftarlarına süpürgelerini sandıktan çıkartan Suns, Popovich ve ekibini hiç şans tanımadı. Suns taraftarı annelerde en güzel hediyeyi tuttukları takımdan almış oldu. Serinin dördüncü maçında Duncan'ın dirseğini yiyen Nash yine pes etmedi, maçın son çeyreğini yukarıda da görebileceğiniz şekilde tek gözüyle tamamladı. Tek gözle 10 sayı 5 asist ile oynayan Nash kendisine duyduğum saygıyı binlerce kat daha arttırdı. Eğer böyle bir lideriniz varsa asla mücadeleden kaçamazsınız çünkü kendisi 37 yaşında herşeyini ortaya koyuyor. Batı finalinde ise Suns'ı ezeli rakiplerinden Lakers bekliyor. Nash'in ortaya koyduğu bu kararlılıktan sonra seride neyin olacağını kestirmek çok zor. Umarım artık kariyerinin sonuna yaklaşam Nash, iki MVP ödülünün yanına bir de şampiyonluk yüzüğünü ekler.

7 Mayıs 2010 Cuma

Berlin Calling


Arkadaş tavisyesi üzerine bir kenara not aldığım Berlin Calling filmi beklediğimden iyi çıktı. Daha önce Paul Kalkbrenner'nı dinleme şansı bulamadığım için filmin varlığından da bihaberdim. Çok eğlenceli ve keyif alacağınız bir buçuk saat geçireceğinizi söyleyebilirim. İlk film tecrübesi olan Berlin Calling'de DJ Ickarus'u canladıran Paul Kalkbrenner gerçekten çok başarılı. Filmde Paul Kalkbrenner'ın yer yer canlı performanslarına da şahit olacaksınız. Yeni albüm telaşı içinde kendisini uyuşturucuyla mücadele ederken bulan DJ Ickarus'un hikayesini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Güzel bir ses sisteminiz de varsa filmden alacağınız haz daha da artacaktır. Filmle yetinmek istemeyenler ise kendisini 28-29 mayıs tarihlerinde Indigo'da canlı izleme fırsatı bulabilirler. Herkese iyi seyirler...

6 Mayıs 2010 Perşembe

Sevinenler ve Üzülenler


27 yıllık hasret bitmek bilmedi, ve Fenerbahçe'nin Türkiye Kupası hasreti 28. yılına geldi. Dönen geyiklerden sıkılmış biri olarak Fenerbahçe kupayı alsa da geyikler bitse diye bakıyordum yine olmadı. İlk yarısını kaçak kaçak izlediğim maçın tüm golleri ikinci yarıda geldi, bu da benim şanssızlığım.


Manchester City, şampiyonlar Ligi'ne katılmak istiyorsa kazanmaktan başka şansı yoktu. Beraberliğin Manchester City'in bir puan önünde 4. sırada yer alan Tottenham Hotspur'a yaradığı maçta, Londra ekibi Crouch'un golü ile sahadan üç puan ile ayrıldı. Bu da demek oluyor ki önümüzdeki sezon Manchester City flaş transferler yaparken zorlanacak. Adı geçen Buffon, Torres gibi isimleri şampiyonlar Ligi'nden mahrum kalınması olumsuz yönde etkileyecektir. Ben zaten bu iki ismin Manchester City'i tercih edeceklerini sanmıyorum, onlar yine Robinho veya Tevez gibi kulüplerine pek bir bağlılık hissetmeyen isimlerin peşine düşecektir ama bu sefer işleri bu yıldan daha zor olacaktır.


Gergin geçmesi beklenen Roma - Inter arasındaki İtalya Kupası finali beklentileri boşa çıkarmadı. Romalı oyuncuların sinirli hareketleri, bende dahil olmak üzere eminim birçok Roma taraftarına antipatik gelmiştir. Her ne kadar maçtan sonra hatalı olduğunu kabul etse de Totti'nin attığı tekme affedilemez. Sakatlıklardan bu kadar çekmiş birinin rakibine direk sakatlamaya yönelik böyle bir harekette bulunması çok üzücü. Tekmenin Balotelli'ye atılmış olmasıda düşündürücü. Mourinho ise sezonun ilk kupasını kaldırdı. Önünde şuan için iki kupa daha bulunmakta ve olası bir şampiyonlar ligi şampiyonluğu Guardiola'nın geçen sene başardığı 6 kupalık rekorun kapısını aralayacaktır.


Fransa'da ise Marsilya 18 yıllık lig şampiyonluğu özlemine son verdi. Bordeaux'un geçen sezon Lyon'un hükümdarlığına son verişinin ardından Ligue 1 bu sene de farklı bir şampiyon çıkardı. Bu durum kesinlikle Lyon'un getirdiği tek düzeliğin sona ermesine ve Fransa liginin daha ilgi çekici hal almasına yol açacaktır.

Two Down, Two To Go!

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Elde Var Bir


Maçı izleme şansı bulamadım ama özetlere baktıktan sonra Nash'in sazı eline aldığını söylemek hiç yanlış olmaz. Nash ilk resimde gözüktüğü gibi takımına kusursuz bir şekilde liderlik etmeye devam ediyor. Bu düzeyde bir maç için 33 sayı ve 10 asist istatistikleri yeterince etkileyici. Richardson Portland serisindeki skorer oyununa bu maçta da devam etmiş, Amere ise her zaman ki formunda. Suns bu üçlü dışında Frye, Dudley ve Barbosa'dan bu maç alamadığı benç katkısını, bu üç isim ilk maç 14 sayıda kaldı, önümüzdeki maçlarda alamazsa işi çok zorlaşır. Bu gece sahasında oynayacağı ikinci maçı da kazanıp Texas'a 2-0 gibi avantajı bi skorla gitmek Suns için çok önemli. Evindeki iki maçı da kazanıp, Spurs'un sahasında alacağı bir galibiyetle özlenen batı finaline çok yaklaşacaktır Suns. Bana göre bu tür serilerde rakibe psikolojik üstünlük kurup, ümit verecek duruma düşmemek çok önemli.


Hem bu sene Robert Horry gibi ortalığı karıştırcak bir etkende yok. 2007 finallerinde Nash'e attığı omuz ve sonrası yaşananlar Suns'ı NBA finallerinden mahrum etmişti. Aşağıda bu olayın videosunu ekledim, çıkan tartışmada Stoudemire ve Diaw benci terk ettikleri için 1'er maç ceza almıştı. Serinin son maçında da Parker ile çarpışan Nash'in burnu kırılmış, kırık burunla son 2 dakikada 2 tane üçlük ve bir basket kaydetmiş, ama tüm bunlar Suns'ın elenmesine engel olmamıştı. Umarım bu sene bu tarz aksilikler yaşanmaz ve bir diğer ezeli rakip Lakers ile batı finalinde karşılarız.

Spank The Spurs !!!

 
Site Meter