31 Temmuz 2009 Cuma

.

Sir Bobby Robson
(1933 - 2009)

30 Temmuz 2009 Perşembe

Şah ve Mat


Son nokta atışının Lucas Neill olması dileğiyle.

Terry Olmadı Kolo Toure Verelim


Manchester City sonunda forvet ağırlıklı kadrosuna bir defans oyuncusu takviyesi yaptı. John Terry ile imkansız aşkı oynayan Manchester City, Arsenal'den Kolo Toure'yi 18.7 milyon € karşılığında transfer etti. Manchester City için bu sezonun Barry ile birlikte en akıllı transfer Toure oldu. Arsenal ise takımın omurgasını oluşturan üç oyuncudan ikisini Manchester City'e sattı, elde bir tek Fabregas kaldı. Arsenal kasasına Adebayor ve Toure transferleri karşılığında yaklaşık 50 milyon € para girdi. Bu transferler sonrası Arsenal kadrosu sıradanlaşmış olsa da bakalım kurt hoca Arsene Wenger kadrosunu kimlerle takviye edecek.

Elmanın İki Yarısı


Bir yıllık ayrılığın ardından Tim Borowski tekrar yuvada. Borowski'siz Frings hep eksik gelmiştir bana. Bu ikili kısa Bayern Münich (Frings'in birde Dortmund macerası var) maceraları dışında Werder Bremen'de birlikte oynadılar, buna milli takım performanslarına da ekleyebiliriz. İkiside benim ideal orta saha tanımına uygun oyuncular ve tekrar birlikte oynayacak olmaları sevindirici.

Elano Galatasaray'da


Yine bir Brezilyalı ama bu sefer daha sorunsuzu ve iki gömlek üstü. Elano bu seneye damgası vuracak transfer gibi gözüküyor. Bu transfere en çok Sabri Sarıoğlu üzülmüş olabilir çünkü duran topları artık Elano'nun kullanması muhtemel. Galatasaray bu transfer ile orta saha ve forvet kalitesini çok yukarılara çıkardı. Böyle hucüm hattını kaldıracak bir defans hattını kurmak şart oldu.

Ribery'nin Kaşıntısı Tuttu Yine


Futbolda bazı değerlerin paha biçilemez olduğunu düşünüyorum. Gerrard'ın Liverpool için anlamı, Roma'nın tarihinde Totti'nin yeri ve tabi ki Raul'un Real Madrid'de yaptıkları... Bu tarz parayla satın alınamayacak değerlerin yanında her futbolcunun bir bedeli olduğunu ve iyi bir teklif karşılığında herkesin satılabileceğine inanmaktayım. Hele takımınızda transfer söylentilerinden dolayı huzursuzluk çıkarmaya başlayan oyuncu Ribery ise hiç düşünmeden satarım. Sadakatten bihaber olan yetenekli ama huysuz Frank Ribery kaşınmaya başladıysa demek oluyor ki transfer zamanı gelmiştir. Artık o saatten sonra takıma yararından çok zararı dokunmaya başlayabilir ve bu da Van Gaal ile yeni bir düzen kurmaya çalışan Bayern Münich'in isteyeceği son şeydir. İbrahimovic, Ronaldo ve Kaka'nın bile bir bedeli olduğu ortamda Ribery'den hayli hayli vazgeçilebilir.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Avantajlı Skor


RSC Anderlecht - Sivasspor : 5 - 0

19 Temmuz 2009 Pazar

Galatasaray ve 4-3-3


Dünya üzerinde 4-3-3'ü kusursuz şekilde uygulayabilen Barcelona'nın eski hocasını takımınızın başına getirdiğiniz zaman elinizeki kadroyuda bu taktiğe en uygun hale getirmek durumdasınız. Tobol maçında sahaya çıkan takımı ve oyunu baz alıp bir değerlendirme yapmak anlamsız olur. Benim tahminim Tobol maçında sahaya çıkan takımdan 2 ya da 3 oyuncu düzenli olarak forma şansı bulacak. O yüzden genel bir Galatasaray değerlendirmesi yapmanın daha yararlı olacağına inanıyorum.

Bu sene Galatasaray'ın oynamak istediği taktik 4-3-3 olunca Barcelona'yı kıstas almaktan başka seçeneğiniz kalmıyor. Tabi ki oyuncuları birbirleriyle kıyaslama gibi bir durum söz konusu olamaz, burada önemli olan Barcelonalı oyuncuların sahada neler yaptıkları ve Galatasaraylı futbolcuların bu seviyeye ne kadar yaklaşabileceği.

Defans bölgesinden başlarsak, bu sistem içinde defans hattının çoğu zaman alan daraltmak ve hücuma katılmak için santraya kadar çıkacağını düşünürsek bu da demek oluyor ki maç içinde zaman zaman defans ile kaleci arasında 30-40 m bir boşluk kalacak. Bu boşluğun madene dönüşmemesi için stoperlerinizin hızlı olmalarının yanında topla oynama konusunda becerikli ve ilk hamlelerde isabetli olmaları lazım. Bu şartlar altında Galatasaray stoperlerine baktığımız zaman bu özellikleri sağlayan oyuncu bulunmamakta. Gökhan Zan'ın ilk hamlelerdeki beceriksizliğinin yanında hantal olmasını göz önünde bulundurursak Servet'in yanına bu tarz bir oyuncunun transfer edilmesinden geçtiğimiz günlerde bahsetmiştik. Şuan eldeki stoperleri göz önüne aldığımızda Servet ve Gökhan Zan'ın oynayacağını varsayarsak bu ikili Galatasaray'ın başını çok ağrıtabilir. Eldeki diğer stoperler Emre Güngör, Emre Aşık, Semih Kaya 4-3-3'ün gerektirdiği özellikleri taşımasalar da 3 kulvarda ( Türkiye Ligi, Türkiye Kupası ve Uefa Avrupa Ligi ) mücadele edecek Galatasaray için yeterli derinliği sağlamaktalar.


Yıllardan beri Galatasaray'ın kanayan yarası olan sağ bek bölgesi şuan için en sorunlu yer gibi gözükmekte. Eldeki isimler Uğur Uçar ve Serkan Kurtuluş. Serkan'ın henüz bu seviyede bir mücadeleye hazır olmadığını düşünmekle beraber daha sık oynayabileceği bir takımda maç tecrübesi kazanmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Uğur ise uzun bir aradan sonra takımla çalışmalara başladı, böyle bir sakatlığın ardından ne kadar süre içinde formuna kavuşur orası belirsiz. Elde geriye Barış Özbek, Sabri Sarıoğlu ve Tobias Linderoth dışında alternatif bulunmamakta. Sabri için herşeyi bu postta ele aldık, Barış'ın sadece acil durumlar veya saha içi taktik değişikliğine gidildiği sürece düşünülebileceğini varsayarsak şimdilik en uygun isimler Uğur Uçar ve Tobias Linderoth. İkisininde yaklaşık 2 seneden beri futboldan uzak kalması, Rijkaard'ın 90 dakika boyunca beklerinden hücuma destek beklentilerini karşılayamayabilir. Bana göre en iyi çözüm sağ bek hasretine son verebilecek bir transferin yapılmasıdır. Sol tarafta ise Hakan Balta'nın yeri garanti gibi. Hakan Balta'nın olmadığı takımda Volkan Yaman'ın formayı Alparslan Erdem'e kaptırması Volkan'ın Galatasaray'daki kariyerinin çok uzun sürmeyeceğini gösteriyor.


4-3-3'ün en kritik bölgesi ortasahaya baktığımızda ise, kadroda Barcelona'da Keita ve Yaya Toure'nin görevini üstlenebilecek Mehmet Topal bulunmakta. Mehmet orta sahanın ortasında daha çok pis işler (top çalma, pres, defansa yardım) için biçilmiş kaftan. Yeni transfer Mustafa Sarp, Mehmet Topal seviyesinde olmasa da yoğun maç temposunda Topal'ı bazı maçlarda dinlendirmek için ideal bir rotasyon elemanı. Ortanın sağında ise Ayhan, Barış ve Linderoth üçlüsünden birinin görev alması muhtemel. Oyunu iki yönlü oynayabilme özelliğinden dolayı Ayhan bir adım önde bana göre.


Kritik bölgenin kilit mevkinde düşünülen adam ise Arda Turan. Arda'dan yeni pozisyonunda hemen Iniesta etkisi beklemek yanlış olur. Arda bu bölgeye ne kadar çabuk uyum sağlarsa Galatasaray'da yeni taktiğine uyum süreside o derece kısa olur. Sırtına geçirdiği 10 numaralı formadan daha çok koluna taktığı kaptanlık pazı bandının sorumluluğunda olmalı Arda. (Kaptanlığı devraldığında Emre Aşık, Ayhan Akman ve Sabri'den çok şey öğreneceğim açıklamasına Sabri'yi de eklemesine anlam verebilmiş değilim). Arda'nın zaman zaman rotasyonda ileri üçlüde yer alacağını düşünürsek ortasaha Topal - Linderoth (Barış) - Ayhan üçlüsünden oluşabilir.


En sorunsuz böle gibi gözüken forvet hattında, Baros ve Keita'nın yerleri sabit gibi. Kewell'ın rotasyona en çok girecek oyuncu olduğunu düşünüyorum. Kewell'ın tasarruflu kullanıldığı anlarda ileri üçlüyü Arda ile takviye etmek mümkün. Baros, üçlünün ortasında oynamak için ideal bir forvet. Oyunu kanatlara yayması, top taşıması ve topu saklama özelliklerini bu sistemde daha da efektif kullanabilir. Baros ile dönüşümlü rotasyonda yer alacak Nonda'nın ise bir an önce eski gücüne kavuşması gerek. Kongolu forvet eski formuna kavuşursa takımın sıkıştığı anlarda kenardan gelip gerekli katkıyı sağlayabilir. Keita sağ ve sol kanatta yaratıcı özellikleri ile takımı adına direk skoru değiştirebilecek kapasitede. Daha çok Arda ile oynadığında kanat değiştirdiklerini görebiliriz. Defans hattının aksine Baros, Nonda, Kewell, Arda, Keita'dan oluşan hücum gücü bu taktik için çok uygun.

Hollandalı hocanın elinde sihirli değnek olmadığı için kafasındakileri sahaya yansıtabilmesi doğal olarak zaman alacak. Bu süreçte Arda'nın yeni mevkisine uyumu, Nonda, Uğur ve Linderoth'un eski sağlıklarına bir an önce kavuşması, ulusal takımın defans çekirdeğini oluşturan(?) Galatasaray defansının göstereceği performans Hollandalının işini kolaylaştıracak etkenler gibi gözüküyor.

2009'un Yeni Yüzleri

Manchester City'nin 9. Forveti: Adebayor


Transfer sezonunda istediği hamleleri bir türlü yapamayan Manchester City bombaları bir bir patlatmaya devam ediyor. Carlos Tevez'den sonra Emmanuel Adebayor'da Manchester City'ye transfer oldu. Manchester City, Togolu yıldız için Arsenal'e 30 milyon € ödeyecek ki bu rakam bu yaz transfer edilen Santa Cruz'a ödenen bonservisten sadece 9 milyon € daha fazla. Şuan itibariyle kadrosunda 9 forvet oyuncusu (Bellamy, Adebayor, Tevez, Bojinov, Benjani, Santa Cruz, Evans, Caicedo ve Robinho) bulunduran Manchester City bir forvet takviyesi daha yaparsa sahaya Shay Given + 10 forvet çıkabilme şansına sahip olacak.

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Sabrın Son Noktası: Sabri Sarıoğlu


"Galatasaray altyapısının 2000’li yıllarda Türk futboluna armağan ettiği ilk oyunculardan biri Sabri Sarıoğlu...Asıl mevkii olan sağ kanadın yanı sıra sağ bek de oynayabiliyor."

2003-2004 sezonunda A takıma yükselen Sabri Sarıoğlu için Galatasaray'ın resmi sitesinde kullanılan cümlelerden bazıları yukarıdaki gibi. Öncelikle bu iki cümlede dikkatimi geçen, 6 seneden beri Sabri'nin bir adım ileri gidememiş olması ve eğer Sabri'yi sağ bekte oynayabiliyor olarak nitelendirebiliyorsak Harry Kewell'ın profiline de stoper oynama özelliğini not düşmemiş gerekebilir.

Sabri'nin asıl yerinin sağ bek olmayıp onu sağ açıkta değerlendirilmesini düşünenleri gördükçe aklıma futbol efsanesi George Best'in David Beckham hakkındaki bir soruya verdiği yanıt aklıma geliyor:

"He cannot kick with his left foot, he cannot head a ball, he cannot tackle and he doesn't score many goals. Apart from that he's all right."

Beckham'ın sahip olduğu tek şey sağ ayağı aynı Sabri gibi ama en azından bunu olabilecek en yüksek verimde kullanabilmeyi beceriyor ve bu konuda dünyanın sayılı oyuncularından biri. "Turkish Beckham" için ise sağ ayağının kalitesinden bahsetmek imkansız, zaten sahip olduğu sol ayağı ise sadece yürümek için kullanıyor. Tüm bu olumsuz tabloya rağmen Tobol maçında gördük ki Galatasaray'da duran topların hemen hemen hepsini Sabri kullandı. Topun başına Sabri geçtiği zaman hiç heyecanlanmamım sebepleri ise topun ya ön direkteki savunma tarafından uzaklaştırılması ya da alakasız yerlere gitmesine alışık olmamdır. Rijkaard'ın takımda da hala duran topları Sabri kullanıyorsa burada hatayı kimde aramak lazım onu da çözemedim. Tamam sahada Kewell yoktu ve Arda ikinci yarı oyuna girdi ama bu isimlerin sahda olduğu anlarda bile topun başına ilk gelen isim yine değişmemekte.


Bir sağ açık oyuncusundan en asgari beklentiler nedir diye düşündüğümümde, adam eksiltebilmesi, uzaktan şut yeteneği, isabetli orta yapabilme özelliği ve bunların yanında her oyucunda bulunması gereken en basitinden futbol zekası. Bu saydığım özelliklerin hiç biri Sabri Sarıoğlu'nda ne yazık ki mevcut değil. Bordeaux maçında attığı golden sonra taraftarlarda nasıl oluştuğunu bilemediğim uzak iyi şut çeker imajını pekiştirmesi daha da üzücü.

Sabri'nin sahip olduğu özelliklere baktığımızda, kendi taraftarına krampon fırlatma, rakip futbolcularla saha içi ve dışı kavgalar, hakemlere en basit taç kararından sonra itiraz, amigoluk yeteneği, defansın nasıl yapıldığından bihaber durumda olmak, Fenerbahçe maçlarından önce yumruk şov en iyi yapabildikleri. Eğer bir futbolcu tüm bu olumsuz özelliklerine rağmen sırf ordan oraya bilinççsizce koşuyor ve altyapıdan yetiştiği için "evlat" etiketi sayesinde bunca zamandır kadroda yer buluyorsa Sabri'de benim göremediğim birşeyler olmalı.

Geçen senenin kadrosunun üstüne yapılan takvilerden sonra şu takımdan gitmesini istediğim iki oyuncu var; biri Lincoln hazretleri ki kendisinin takımla ilişkisi kesildi diğeri de Sabri Sarıoğlu'dur. Bu iki virüs niteliğindeki ismin takımdan gönderilmesi halinde Galatasaray'ın hem maddi hemde bazı konularda rahatlıyacağına inancım hala devam etmekte. Biri gitti diğerinin de gidişi yakın olması dileğiyle...

17 Temmuz 2009 Cuma

Savunma Nasıl Yapılmaz - Örnek I


İki post aşağıda Keita'yı Sabri'ye mahkum etmemek için Galatasaray'ın acilen bir sağ bek transferi yapması gerektiğini yazmıştım. Tobol maçında da gördüğümüz üzere Sabri'nin futbol zekasından uzak, en basit savunma bilgisinden bihaber hali sezon boyunca bizlerinin canını çok yakacak. Bu arada taraftarların "hoşuna giden" itici ve agresif tavırlarından ise hala kurtulmuş değil. Umarım bu onun için son şans olur...

16 Temmuz 2009 Perşembe

Ondskan


Aile içinde yaşanan şiddetin daha güçlü bir birey haline getirdiği Erik'in inandığı doğruları savunurken farkında olmadan şiddet yanlısı bir karaktere dönüşmesi Mikael Håfström'ın kamerasından bizlere aktarılmış. Yaşadığı haksızlıklar karşısında merhamet duygusunu gün geçtikçe yitiren Erik'in şiddete en uzak olduğu anlar ise kendisine yakın hissettiği Marja'ya sığındığı zamanlardır. Her çeşit duyguyu uçlarda yaşayan Erik'in hikayesi izlenmeye değer. Herkese iyi seyirler...

Haydi Abbas Vakit Tamam


"Yemeklerden önce ve sonra şampanya, yemek sırasında da şarap içiyordum. Burada bütün gün çay içiyorlar, ben de yasağa alıştım"

Al Hilal Teknik Direktörü
Eric Gerets

14 Temmuz 2009 Salı

Keita'yı Sabri'ye Mahkum Etmemek


Galatasaray yeni transferi Abdul Kader Keita'ye kavuştu. İmza töreninde Keita'nın en çok "Ben inançlı bir aileden gelen Müslüman bir çocuğum" açıklaması taraftarlarca çoşkuyla karşılandı. Bu da ülkemizde futbola hangi açılardan baktığımızın küçük bir örneği niteliği taşımakta.

Bu transfer sonrasında Galatasaray'ın yapması gerektiğini düşündüğüm sıradaki hamle ise Sebastian Perez'den beri hasreti çekilen bir sağ bek transferi olmalı. Baros, Nonda, Kewell, Arda ve Keita'dan oluşan hücum hattına yakışır, ileride de baş ağrısı çekmemek için sağ bek transferini şart görüyorum. Uğur'un neredeyse iki senedir topa vurmadığını ve form tutması için zamana ihtiyaç olduğunu, Sabri'nin hiçbir şekilde o mevkide oynayamayacağını, Serkan'ın da pişmesi gerektiğini göz önüne alırsak artık yıllardır beklenilen sağ bek transferinin gerçekleşmesini dört gözle bekliyorum.

Carlitos Manchester City'de


Manchester'ın kırmızı yakasının mutsuz çocuğu artık Manchester City'nin yeni kahramanı durumunda. Carlos Tevez, Manchester City ile 5 yıllık sözleşmeye imza attı. Transferin açgözlü ama iş bitiremeyen takımı Manchester City bonservisi için 25.2 milyon £ ödeyecek. Manchester City, Gareth Barry ve Santa Cruz'dan sonra 3. ve en flaş transferine imza attı. Forvet hattı metrobüs duraklarını aratmayan kalabalıkta; Bellamy, Tevez, Benjani, Bojinov, Caicedo, Evans, Robinho, Santa Cruz...

Roma'daki Şampiyonlar ligi finalinden sonra Sir Alex Ferguson ile arası iyice açılan Tevez'in Fergosun'dan intikamı acı ve soğuk mu olacak yoksa Sir Alex Ferguson'un tercihinde yine haklı mı çıkacak? Bu sorunun cevabını sezon içindeki Manchester derbilerinde alacağımız kesin.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

12 Temmuz 2009 Pazar

Dinime Küfreden Adam Beckenbauer


2006 sezonundan beri yaptığı transferlere 160 milyon € harcayıp, çoğunda başarısız olan bu süreçte sadece bir Bundesliga şampiyonluğu kazanan Bayern Münich Başkanı Franz Beckenbauer'un Real Madrid'in transfer politikası hakkında görüşlerine aşağıda yer verdim.

“Transferde harcanan paralar çok saçma. Ama sürekli bir deli ortaya çıkar ve etrafa para saçmaya başlar. Ribery’nin Real Madrid’e gitmemesi lazım”

“Maaşlar ve ödenen paralar konusunda bir düzenleme yapılması gerektiğini herkes biliyor. Şuanda yaşanan transfer dönemi çılgınlıktan başka bir şey değil. Ekonomik kriz yüzünden büyük sıkıntılar yaşanırken, bu tip harcamaların yapılması normal değil”

Bayern Münich'in transfer politikası ile hemen hemen aynı yapıda olan Real Madrid'e verip veriştiştirmesine çok şaşırdım açıkcası. İki kulüp arasındaki tek farklılığın Real Madrid'in istediği her oyuncu alabilmesi Bayern Münich'in ise sadece Bundesliga'daki yıldızları transfer etmesi olarak görüyorum. Gerçi bu tarz kulüplerin başarısız olduğunu görmek biz futbolu karşılıksız sevenler için mutluluk verici.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Kobe Bryant ve Ron Artest Aşkı

NBA'de "Free Agent" Modası


2009 NBA Draft'ın öncesinde ve sonrasında gerçekleşen takaslardan sonra NBA'de transfer piyası biraz durgunlaştı. Bugünlerde yeni sezonun kadro çalışmalarını yapan takımların ekonomik sıkıntılardan da ötürü free agent konumundaki oyunculara ilgisi arttı.

Beklentilerin üzerinde bir performans sergileyerek NBA finallerine yükselen Orlando Magic kadrosuna takas yoluyla Vince Carter'ı katmıştı. Bu takas herşeyin toz pembe olduğu Orlando Magic organizasyonunda Hedo'nun geleceğini biraz karartmıştı. Vince Carter takasından önce kozlar Hedo'nun elindeyken takas sonrası Orlando Magic elini güçlendirdi. Hidayet'e yıllık 9 milyon $'dan 4 yıllık sözleşme teklif ettiler, Hidayet ise yıllık 10 milyon $'lık bir anlaşma istiyordu. Sonuç oalrak takımda büyük bir rolü olan Hedo Orlando Magic defterini kapadı. İlk olarak Portland Trail Blazers ile görüştü. Kadrosuna tecrübeli bir forvet katmak isteyen Portland Hedo'nun istediği rakamı vermeyi kabul etmişti. Daha sonra devreye geçen sene Play-Off göremeyen Toronto Raptors girdi ve Hidayet ile daha yüksek bir rakama anlaştılar.

Biz basketbolseverlerin konuşulan rakamların büyüklüğünden etkilenmemek elde değil. Hidayet eğer biraz daha para fazla kazanabilmek için kurlu düzenini bozmaya karar verdiyse bence kariyeri açısından yanlış bir tercih yapmış olacak. Umarım bu kararında Carter'in gelişinden sonra alacağı sürenin azalacağını düşünüp daha fazla oynama isteğinden dolayı vermiş olsun.

Son şampiyon Los Angeles Lakers ise Houston Rockets'tan "yaramaz çocuk" Ron Artest ile anlaştı. Bu iki takım Play-off'ta eşleşmiştive Ron Artest ile Kobe Bryant hemen hemen her maç didişmişlerdi. Bir maçta Kobe'nin Artest'e salladığı dirsek yerini bulmadı. Kurlu düzen içine Ron Artest tarzında saatli bir bombayı yerleştirmek ne kadar doğru bilmiyorum. Bu transferi gerçekleştiren Phil Jackson olunca bir bildiği vardır demekten başka bir şey akla gelmiyor. Şampiyon kadrodan Artest ile aynı pozisyonda oynayan Trevor Ariza da ouston Rockets'ın yolunu tuttu.


Geçen senenin büyük hayal kırıklıklarından Detroit Pistons, kendisini üst üste 6 yıl boyunca NBA doğu konferansı finallerine çıkaran kadroyu dağıtmaya devam ediyor. İlk olarak Ben Wallace takımdan gitmişti, daha sonra Chauncey Billups'ı takas ettiler. Son olarak da Rasheed Wallace Boston Celtics ile anlaştı. Elindeki yaşlanan kadroyu yavaş yavaş gençleştirmeyi hedefleyen Detroit Pistons free agent oyuncular Charlie Villanueva ve Ben Gordon ile anlaştı. Ben Gordon skorer oyunu ile Psitons'a büyük katkı yapacaktır. Villanueva ise alıştığımız Pistons pota altı sert oyununa uzak bir oyuncu. Dışardan skorda üretebilen Villanueva'nın oyun tarzı Rasheed Wallace'a benzemekte.

Kevin Garnett'ın yokluğunda ne hallere düştüğünü gördüğümüz Boston Celtics, bu durumdan ders almışa benziyor. İki sene öncenin şampiyonu, bu yaz serbest kalan NBA'nin "teknik faul" kralı Rasheed Wallace'ı kadrosuna katarak uzun rotasyonunu genişletti. Garnett ve Perkins ikilisini yedeklemesini beklediğim Wallace, Boston Celtics'in oyununa sertliği ve dış atış yüzdesiyle genişlik kazandıracaktır.

Ligue 1 Transfer Raporu #1


Bordeaux'un 7 yıldır süregelen Lyon saltanatını yıktıktan sonra Fransa'da transfer piyasasının hareketli geçeceğini tahmin ediyorum. Şampiyonluk mücadelesi veren takımlar Bodeaux'nun başarısından cesaret alıp takımlarını ikincilik üzerine değil de direk şampiyonluğa oynayacak takımlar kurmanın planlarını yapmalarının zamanı geldi. Bu şartlar altında açılan transfer sezonu pek hareketli başlamasada bugünlerde epey bi canlandı.

Geçen senenin şampiyonu Bordeaux kadrosunu hemen hemen korumayı başardı. Şampiyon olan kadrodan sadece Diawara rakipleri Marsilya'ya transfer oldu. 35 yaşına gelen kaleci Rame'nin yerine Toulouse'dan Carroso'yu 8 milyon € karşılığında transfer etti. Toulouse 2 sene önce Carroso için Marsilya'ya 2.5 milyon € ödemişti. Takımın beyni görevindeki Gourcuff'un sözleşmesindeki maddeyi kullanarak Milan'a 15 milyon € ödediler ve bonservisini aldı. Milan Gourcuff'dan bu tarz bir patlama beklemiyordu sanırım.

Son haftaya kadar Bordeaux ile şampiyonluk mücadelesi veren Marsilya ise transferin en hareketli takımı. Nokta atışlar yapmaya çalışan kulüp tarihinin en pahalı transferi olan Lucho Gonzalez için Porto'ya 16 milyon € ödedi. Forvet ile defans arasında köprü görevi görecek olan Lucho çok yerinde bir transfer. Bu bölgeye Beşiktaş'tan sıfır bonservis ile Edouard Cissé'yi de transfer ettiler. Cisse, yoğun maç trafiği içinde rotasyonda sıkça fırsat bulacaktır. Defansın göbeğine ise Servet'ten daha iyi olduğuna inanmadığım Diawara'yı Bordeaux'dan transfer ettiler. Deschamps bu transfer hakkında yaptığı açıklamada defans bölgesi için iletişimin çok önemli olduğunu bu yüzden de Diawara'yı tercih ettiklerini söyledi. Bu transferler dışında Marsilya'dan ayrılan birçok oyuncu oldu. Geçen sezonu kiralık geçiren Djibril Cissé'yi Panathinaikos'a 8.5 milyon €, Givet'i de 4 milyon € karşılığında Blackburn Rovers'a sattılar. Zubar İngiltere'nin yolunu tuttu. Premier League'e yeni çıkan Wolverhampton Marsilya'ya bu transfer için 3 milyon € ödedi. Son olarak da iyi bir kanat oyuncusu olduğuna inandığım Karim Ziani'yi Bundesliga şampiyonu Wolfsburg'a 6 milyon €'ya sattılar. Böylece yapmış oldukları transferlerin ücretlerini çıkardılar.


Art arda 8 şampiyonluk hayalleri suya düşen Lyon ise forvet hattında ufak bir operasyona gitti. Benzema, Juninho ve Kader Keita takımdan ayrılan isimler olurken hücum bölgesine ilk takviyeleri Lisandro Lopez oldu. Marsilya gibi Lyon da bu sene kulüp transfer rekorunu kırdı. Arjantinli golcü için Porto'ya 24 milyon € ödeyecekler. Performansa bağlı olarak artı 4 milyon € da bonusu. P.S.G ise kadrosuna tecrübeli ve genç oyuncular ile takviye yapmaya devam ediyor. Galatasaray'ın Nantes ile oynadığı şampiyonlar ligi maçlarından hatırlayacağımız Landreau'yu Lille'e gönderip yerine Atletico Madrid'den Grégory Coupet'yi aldılar. Hoarau, Luyindula ve Kezman'dan oluşan forvet hattını ise Sochaux'dan Mevlüt Erdinç'i alarak takviye ettiler. Fransa Ligi'ndeki bir diğer flaş transferini ise Dinamo Kiev'den Ismael Bangoura'yı 11 milyon karşılığında transfer eden Rennes gerçekleştirdi.

7 Temmuz 2009 Salı

2009 Yılına Damgasını Vuran Maç : el Clásico


Geride bıraktığımız sene içerisinde birçok unutlulmaz maçlara şahit olduk. Bundesliga'da şampiyonluk mücadelesi veren Bayern Münich'in Wolfsburg ve Werder Bremen'den 5 yemesi, Malaga'yı tek başına yıkan Higuain'in resitali, Liverpool'un 4-4'lük Chelsea ve Arsenal maçları, Manchester United'ın Tottenham Hotspur karşısında ilk yarıyı 2-0 geride kapayıp maçı 5-2 kazanması, Atletico Madrid'in gol düellosu şeklinde geçen maçta uzay takımı Barcelona karşısında 2-0'dan geri gelip maçı 4-3 kazanması...

Yukarıda bahsettiğimiz maçların hepsi futbolseverlerin hafızalarında yer edindi. Tüm bu 90 dakikalık resitallerin arasında bir maç vardı ki tüm seneye damgasını vurdu, el Clásico. Kapanması inanılmaz gibi gözüken farkın 4 puana kadar inmesi ve maçın Santiago Bernabéu'da oynanacak olması rüzgarın Real Madrid'in arkasında olduğunu gösteriyordu. Bu şartlar altında şampiyonluk yarışının kırılma noktası olan maçtan Katalanlar 6-2'lik galibiyet ile ayrılıyordu. 6-2'lik "el Clásico" beklentilerin aksine neredeyse tek kale geçmesine karşın 2009 yılına damgasını vuran maç oldu.

1'e Karşı 5 ½


Maradona ve Messi'nin takımın yarısını karşılarına alıp verdikleri pozlar gayet ilgi çekiciydi. Ligimizde bu tarz kareleri yakalamak yetenekli oyuncu kıtlığından dolayı çok zor. Arda Turan'ın 3 kişiyi peşine taktığı kareler 1'e karşı 6 ve Deja vu kadar etkileyici değildi sanırım. Bu seferki resmimizin kahramanı ise önümüzdeki sezon kendisi yakından izleme fırsatı bulacağımız Kader Keita'ya ait. Keita hiç kuşkusuz ligimize büyük renk katacak. Arjantinliler her resimde olduğu gibi yine sahnede ama bu sefer farklı konumdalar. Umarım Keita seneye bizlere resimdeki gibi topu kaptırmamak şartıyla güzel resitaller sunar.
 
Site Meter